Sayfalarca yazı yazılsa böyle güzel anlatamazdık herhalde; televizyonun zararlarını ve hiçbir işe yaramadığını, günaha sokmaktan ve boş vakit kaybetmekten başka. Evet; çocuklar soruyor "10 yılda televizyonun kazandırdığı 10 tane faydasını sayar mısınız?". Cevaplayabilen var mı ?
10 Eylül 2012 Pazartesi
10 yılda televizyonun 10 faydasını bulan var mı?
Sayfalarca yazı yazılsa böyle güzel anlatamazdık herhalde; televizyonun zararlarını ve hiçbir işe yaramadığını, günaha sokmaktan ve boş vakit kaybetmekten başka. Evet; çocuklar soruyor "10 yılda televizyonun kazandırdığı 10 tane faydasını sayar mısınız?". Cevaplayabilen var mı ?
5 Eylül 2012 Çarşamba
Günümüz gençliğinin içler acısı hali
Son zamanlarda bir lise mezuniyet balosunda bulundunuz mu hiç?
Gitseniz, gördüğünüz ağır makyajlı, cesur dekolteli, yüksek topuklu, cep
telefonlu kızların 16 – 17 yaşında olduğuna inanabilir miydiniz acaba?Levent’te bir estetik kliniğinde görevli bir uzmanla görüştüm. Dinlediklerime inanamadım 14 – 15 yaşında kızlar, ana babalarından habersiz gelip kaşlarını kaldırmak, fazla yağlarını aldırmak, selülit tedavisi yaptırmak istiyor”muş.Geçenlerde bir kız elinde Angelina Jolie’nin fotoğrafıyla gelmiş ve “Bununki gibi dudak istiyorum” demiş 18′lik bir kiz da göğüslerini büyütmesi için yalvarmış. “En büyük istekleri” neymiş biliyor musunuz? Zara’nın ya da Diesel’in 34 bedenine sığmak…
Bunun için yarışıyorlarmış: “Çünkü televizyon da gördükleri mankenler 34 beden giyiyor. Onu giyebilmek için 44 kilo kalmaları lazım. Bunun için resmen aç geziyorlar. Gün boyu yedikleri, bir kase yoğurt, iki tas salata, sigara, kahve ve kola… 500 kaloriyle yaşamaya çalışıyorlar. O yüzden vücutlarında demir, sodyum eksikliği var. Yanlış beslendikleri için vücutları hızla deforme oluyor, müdahale için de bize geliyorlar.” Uzman, bunun son 3 yılda gözlenen bir “patlama” olduğunu söylüyor: “Ben de anneyim, 18′lik ‘lipolu’ (yağ aldırmış) kızları görünce dehşete kapılıyorum. Biriktirdiği 300 – 500 milyonla gelip ‘Dudağımızı şişir’ diyenleri ‘Bırakın dudağınızı da gidin kafanızı şişirin’ diye geri yolluyorum.”Genelde üst gelir grubundan hastaları bulunan bir jinekoloğun gözlemleri daha da çarpıcı: Genç nüfusta müthiş bir uyanma var” diyor. 17 – 18 yaşlarında lise öğrencilerinin kürtaj için başvurduğunu söylüyor ve bazı gözlemlerini aktarıyor: Batı’da ergenlik yaşı 16 – 17′den 11 – 12′ye geriledi. Amerika’da 10 yaşa kadar düştü. Genç kızlar annelerinden çok daha erken adet görüyor artık… Bunun, iklimden beslenmeye kadar pek çok nedeni olabilir ama en önemli nedenlerinden biri “psiko – seksüel uyarımın artması”… Yani, okulda, çevrede ve özellikle de medyada cinsel teşhirin yaygınlaşması…
Baştan çıkarıcı klipler, uyarıcı filmler, cinsellik yüklü diziler, çıplaklığa çağıran reklamlar, beyinde ergenliği erken uyandırıyor, cinselliğin keşfini hızlandırıyor. Özellikle varlıklı kesimden gençler, lise çağında, özentiyle büyük ve seksi görünme derdine düşüyor. Karşı cinsi de sadece bir seks nesnesi olarak görüyor. Anneleri mi? Onlar da kızlarının ponponlu çorapları ve lastik ayakkabılarıyla genç görünme çabasında…Küçükler büyük, büyükler küçük görünmek için yarışıyor adeta…
Kimseyi suçlamayalım; bu tablo bizim eserimiz: İyi bir kalça sahibi olmanın, iyi bir kafa sahibi olmaktan daha fazla prim yaptığı bir ülkeden ne bekliyordunuz ki? Kafasını çalıştıranların kafasını koparırken, kalçasını çalıştıranları baş tacı eden bir toplumda nasıl çocuklara “Göğsünü değil, kütüphaneni büyüt” öğüdü verebiliriz ki? Yasak çare değil… Beyin faaliyetine itibar kazandırmaya ve öncelikler konusunda topyekün bir hesaplaşmaya ihtiyacımız var.
CAN DÜNDAR
4 Eylül 2012 Salı
ÇOCUKLARIMIZA İZLETTİĞİMiZ MASUM ÇİZGi FİLMLER
Elbette
değil. Daha çocukluktan beyinlerini yıkayıp yerleştiriyorlar. Bunlara örnek
çizgi filmlerden bir kaçını göstereyim:
Resimler…
Neden bu göz
ve piramit veya piramit içinde göz her yerde var ki, amaçları ne bunların veya
bunun ne yararı olabilir ki?
Tek çizgi
filmlerde mi? O çok sevdiğimiz oyuncular;
hepsi
aynı şeye çalışıyor.
Bunlar eylemlerini kitle üzerinde uyguluyor.
Kitleyi yönetmenin en iyi yolunun tv olduğu açık ve tartışılmaz bir gerçek.
SİHİRLİ DİZİLERİN ZARARLARI ve ÇOCUKLAR ÜZERİNDEKİ ETKİSİ
Sihirli Annem, Selana, Tatlı Cadı,
Sabrina, Bez Bebek, Acemi Cadı, Kayıp Prenses, Cinlerle Periler, En İyi
Arkadaşım, Kara İnci, Peri Masalı, Prenses Perpinya, Ruhsar, Tılsım Adası
gibi yapımlar çocukları eğlendirse de aslında çocukların zihinlerinde telafisi
zor izler bırakıyor.
Çocuğunuz karşınıza geçip yaptığı ilginç el kol hareketleriyle kendisini
farklı bir cisme veya başka bir kişiye benzetmeye çalışıyorsa, hatta
koltukların üstünden uçmaya kalkışıyorsa sebebini uzaklarda aramayın.
Televizyonlarda yayınlanan
sihirli ve büyülü dizilere bakmanız yeter. Kanal D de "Sihirli Annem"
ve "Ruhsar"da "Bücür Cadı ve Perili Ev", Show
Tv de Hamdi Alkan’ın hem yazıp hem oynadığı "En İyi Arkadaşım"
gibi diziler çocuklar sayesinde reyting yapsa da uzmanlar, son zamanlarda artış
gösteren büyü ve sihir gibi fantastik motiflerle süslenmiş filmlerin
sakıncasına dikkat çekiyor.
Çocuğu saatlerce
ekran karşısında kalan aileler ve uzmanlar, bu tür dizilerin çocukların
yaşantısını olumsuz yönde etkilediğini düşünse de dizi yapımcıları farklı
düşünüyor.
Kanal D Dramalar Koordinatörü İnci Kırhan
Gündoğdu, kendi kanallarında yayınlanan Sihirli Annemin çocukların
psikolojisini bozduğuna inanmıyor. Aksine dizinin çocuğun hayal dünyasını
geliştirdiğini düşünen Gündoğdu, gerçek sevginin sihir olduğunu söyleyerek
projeye sahip çıkıyor. Çocuk hedef kitleye iş yapan yapımcı ve senaristlerin
çok dikkatli olması gerektiğinin altını çizen İnci Kırhan Gündoğdu,
"Çocuklar bizim geleceğimizdir." diyor. Starda ekrana gelen
"Perili Ev" dizisinin senaryo yazarı Caner Güler, "Perili
Ev"de sihirin fayda değil zarar getirdiğini işlediklerini söyleyerek,
"Bizde sihir olumlu değil, olumsuzdan olumluya gönderme yapmak için
kullanılıyor. Çocuğun yaptığı sihirler ailenin başına dertten başka bir şey
getirmiyor. Çocuk, meselelerin, sihirle değil, ancak aklı ve kalbi ile
üstesinden gelebileceğini anlıyor." diyor. Ekranlardaki sihirli dizilerin
çoğalmasını dünyayı saran Harry Potter rüzgarının tetiklediğini düşünen Güler,
problemlerin üstesinden sihirle değil; ancak sevgi, saygı ve aile içi dayanışma
ile gelinebileceğini düşünüyor.
Aileler filtre görevi üstlenmeli...
Aileler filtre görevi üstlenmeli...

Büyü ve sihir içeren dizilerin çocukların ilgisini çekmesini belli sebeplere bağlayan Çocuk ve Ergen Psikiyatri Uzmanı Dr. Ahmet Çevikaslan, "Kötülerin hakkından gelen çocuk kahramanlar, isteklerini yaptırmak amacıyla büyüklere kafa tutan küçükler, oyunbazlık yapan çocuklar, çocuklardaki doğaüstü güçler bunlardan sadece bazıları. Ekranlardaki çocuk karakterler, gerçek hayattakilere göre daha başarılı, güçlü, zeki ve bazen de üstün güçlerle donatılmış durumda ve hep iyiler kazanıyor. Bu durum da çocuğun günlük yaşamdaki davranışlarını olumsuz yönde etkiliyor." diyor. Çevik aslana gelen hastalar arasında ailelerine cep telefonu aldırmak için kavga yapan çocuklar ve okullarda kendi aralarında cin, büyü, sihir sohbetlerinden etkilenen çocuklar başı çekiyor.
Dr. Çevikaslan, sihir ve büyü içeren dizilerin yapımcılarına ve ailelere tavsiyede bulunarak, "Çocuk izleyicilerin duygusal ve zihinsel özellikleri hesaba katılmalı. Yapımcıların sorumluluğu yanında, anne babaların da evlerinde bu tür diziler için çocuklarına filtre görevi üstlenmeleri gerekir." diyor.
Konu
hakkında; ünlü Psikiyatrisi Prof. Dr. M. Kemal Sayar bu tür film ve dizilerin
çocuklar üzerinde bıraktığı tahribatı özetleyen ve her anne babanın bir kez
daha düşünmesini sağlayan cümlelerine kulak verelim. Sayar, "8 yaşından küçük çocukların
kesinlikle ve kesinlikle bu tür film ve dizilerden uzak tutulmalıdır"
diyor. Nedenini ise, "8 yaşından
küçük çocuklar fantastik dünya ile normal hayatı ayırt edemezler. 8 yaşından
sonra yavaş yavaş gerçek dünyalarını algılamaya başlıyorlar."
ifadelerini kullanıyor. Konuşmasını ise,
"8 yaşından sonra daha çok ergenlik çağlarında bu tür filmler seyredenler
değişik arayışlara gidiyor. Ve kendine ait olmayan kimlikleri bürünüyorlar.
Ayrıca kendilerini farklılaştırmak için Satanizm ağına düşebiliyorlar. Bu tür
yapımlar Pagan kültürünü propagandasını yapıyor. Filmde geçenler izleyiciye
evrensel doğrularmış gibi sunuluyor. İnancın temeli olan öteki dünya (ahiret)
ile ilgili komik tasvirler yapılarak izleyicinin itikatları muhasara altına
alınıyor." diyerek bitiriyor.
SİHİRLİ DİZİLERİN ZARARLARI ve ÇOCUKLAR ÜZERİNDEKİ ETKİSİ 2
RUHSAL HASTALIKLARIN YAŞI DÜŞTÜ
Dr. Koparan, son dönemlerde ruhsal hastalıkların yaşının düştüğünü, eskiden 20-25'li yaşlarda başlayan bu tür hastalıkların çok erken yaşlardaki görülme sıklığının arttığını söyledi.
Ailelerin özellikle gelişme döneminde olan, soyut ve somut kavramları birbirinden ayırt edemeyen ya da genetik riski bulunan çocuklarına karşı son derce duyarlı davranmalarını isteyen çocuk ve ergen psikiyatrı Dr. Koparan, "aksi takdirde bu tür rahatsızlıkların geç kalındığında tedavisi güçleşiyor" dedi.
Sihirli Annem, Selana, Tatlı Cadı,
Sabrina, Bez Bebek, Acemi Cadı, Kayıp Prenses, Cinlerle Periler, En İyi
Arkadaşım, Kara İnci, Peri Masalı, Prenses Perpinya, Ruhsar, Tılsım Adası
gibi yapımlar çocukları eğlendirse de aslında çocukların zihinlerinde telafisi
zor izler bırakıyor.
SİHİRLİ DİZİLERİ İZLEYEN BİR ÇOCUĞUN PSİKOLOJİSİNİN ALTÜST OLMASI
Osmaniye'nin Kadirli ilçesinde, televizyonda izlediği diziden
etkilendiği belirtilen ve kendini sihirbaz sanan 11 yaşındaki çocuğa ruhsal
tedavi başlatıldığı bildirildi.
Kadirli'nin Şehit Orhan Gök Mahallesinde
oturan Mustuk ve Filiz Üstünel çiftinin 11 yaşındaki çocukları Ferhat,
getirildiği Adana Ekrem Tok Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesinde doktorları
da şaşırttı.
Gizli güçlerinin olduğunu düşünen, sürekli
yerde yatmak isteyerek televizyon dizisindeki kahramanın sözlerini tekrarlayan,
2.5 aydan beri okula da gidemeyen Ferhat'ın annesi Filiz Üstünel, "Bırakın televizyonu açmayı
üzerini de bir bez parçasıyla kapattık. Oğlum o kanalları bulur izler diye biz
bile televizyon izlemez olduk, ancak hiçbir şey değişmedi" dedi. Baba Mustuk Üstünel ise oğluna Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı tarafından verilen raporda, "Nedeni bilinmeyen psikotik atak" teşhisi konulduğunu belirterek, "Oğlumu dışarı çıkaramıyorum. Eve misafir kabul edemiyoruz. Gelen ailelerin çocukları korkar oldu" diye konuştu.
Küçük çocuğun tedavisini üstlenen Ekrem Tok Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi çocuk ve ergen psikiyatrı Cem Koparan ise AA muhabirine yaptığı açıklamada, hastanın sorununun tamamen dizi filmlerden kaynaklandığını söyleyemeyeceğini, ancak bazı filmlerin çocuğun ya da gencin sağlıklı ruhsal gelişimini olumsuz etkilediğini bildirdi.
Dr. Koparan, ruh sağlığı yerinde olan bir çocuğun sadece dizi filmlerdeki kahramanlardan etkilenerek psikolojik sorun yaşadığını da söylemenin doğru olmayacağını belirterek, şöyle devam etti:
"Ruhsal rahatsızlıklarda tıpkı biyolojik rahatsızlıklarda olduğu gibi genetik faktörler etkili oluyor. Bunun yanı sıra, yaşanan bir olayın neden olduğu travmadan, dizi filmlerdeki kahramanlardan etkilenmeden kaynaklı ruhsal sorunlar yaşanabiliyor. Çünkü, soyut kavramları algılayamayan çocuklar, dizide gördüklerini gerçek sanabiliyor ya da kendisinin de o dizideki kahraman gibi olabileceğini düşünüyor. Bu nedenle bu dizilerin izlenmesi engellenemese de en azından çocukların daha az izlemeleri sağlanmalı."
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)































