Peygamber Efendimiz’in yüzü
de çocukluğundan beri pırıl pırıldı. Üstü başı hep tertemizdi. Her
yönüyle örnek bir çocuktu. Terbiyesine ve temizliğine herkes hayrandı.
Son derece düzenli ve tertipliydi. Hayatı boyunca buna dikkat ederdi.
Güzelliği de dillere destandı çocukluğundan beri.
İri siyah gözlerini ve nurdan bir parçaymış gibi parlayan yüzünü gören
herkes hayran kalırdı. Yalan nedir bilmezdi. Her zaman iyilik yapmayı
severdi. Arkadaşlarının yardımına koşmaktan zevk alırdı.
Yaşıtları,O’nunla konuşmak ve oynamak için âdeta yarışırlardı. Çok
konuşmayı sevmezdi. Konuştuğunda hep güzel ve hayırlı şeyler söylerdi.
Peygamber Efendimizin, çocuk
yaşından itibaren kalbinin kötülüklere yanlışlara, özetle kötü ve
çirkin olan her şeye açılan kapısı kapatılmış, sadece ahirete, iyilik ve
güzelliklere bakan kapısı açık bırakılmıştı. Hayatı bunun şahididir,
dostları ve inananları sevgi ve saygılarından hayatını en ince noktasına
kadar araştırıp kaydetmişlerdir. Düşmanları da acaba bir açık nokta
bulabilir miyiz diye hayatını didik didik incelemişlerdir. Sonuçta dostu
da, düşmanı da hayatında tek bir kötülük yaptığına tek bir çirkin ya da
yanlış söz söylediğine rastlamamışlardır. Yine bu nedenledir ki,
peygamber olmadan önce de halk arasında “Muhammedül – Emin” di.
Doğruluğundan şüphe edilmeyen güvenilir insan. Demek ki O sav. hatadan
ve günah işlemekten arındırılmıştı. Buna da “ İsmet” deniliyor. Yani,
tüm peygamberler gibi peygamber efendimiz de Allah tarafından yanlış
yapmaktan hatta birçok insan için normal sayılabilen şeylerden bile
korunuyordu.
Henüz on yaşındaydı. Amcası Ebu
Talib’in yanında kalıyordu. Öylesine gayretli ve çalışkandı ki asla boş
durmayı sevmiyordu. Amcasının maddi durumu iyi değildi. Ona yardımcı
olmak istiyordu. Ne yapabilir di o yaşında? Düşünür, taşınır ve sonunda
amcasının keçi ve koyunlarını gütmeye karar verir. Böylece amcasının en
azından bir çobana ücret ödemekten kurtarmış olacaktı.
Bir gece arkadaşıyla Mekke’nin dışında amcasının davarlarını otlatmaktadır. Arkadaşına;
- Benim koyunlarıma da bakarsan eğer, ben de şehre gidip diğer gençler gibi gece masalları toplantılarına katılırım, der.
Arkadaşı ricasını kabul eder.
Şehre yaklaşmışken bir takım sesler duyar. Defler
çalınıyor, düdükler öttürülüyor ve ıslık sesleri duyuluyordur. Vardığı
ilk evden sorar;
-Nedir bu sesler?
-Bir düğün şenliği, derler.
Oturup izlemeye başlar. Çok geçmeden birden kulaklarının tıkandığını fark eder. Şenlik ve şamatadan hiçbir şey duyamaz olur.
Bu olayı peygamberlik döneminde ashabına
anlattıktan sonra da; “ O an Allah kulaklarımı tıkadı ve uyuyakaldım.
Beni ancak güneşin sıcaklığı uyandırabildi” diyecektir.
Anlaşılan Yüce Allah Sevgili Peygamberinin o yaşta bile hoş olmayan eğlencelere katılmasına izin vermiyordu.
Peygamber Efendimizin mübarek kalbi, Allah tarafından tertemiz hale getirilmiş olmasına rağmen, günde yetmiş defa Allah’tan affını diliyor ve tövbe ediyordu. Günahların sel gibi üzerimize aktığı günümüzde, kalbimizi temiz tutmamız için bizim ne kadar tövbe ve af dilemeye ihtiyacımız olduğunu derin derin düşünmeli değil miyiz?
Çocuklarımızın o körpe dimağlarının ve nazik kalplerinin de günahlarla kirlenmemesi için tir tir titremeli değil miyiz?
Çünkü onlar “ gözümüzün nuru” , “dünyamızın süsü” ve Allah’ın bize verdiği en değerli emanetleridir.
Onları her türlü
günah ve tehlikelerden korumanın yolu da, Peygamber Efendimizin hayatını
onlara anlatmak ve o mübarek hayatı kendilerine rehber edinmelerini
sağlamakla mümkün olabilir ancak.
Unutmayın;
Peygamber Efendimiz’in hayatını çocuklarımıza anlatmak, öğretmek ve
sevdirmek onlar için her türlü manevi kirlerden koruyucu bir manevi
kalkan vazifesi görecektir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder