10 Ağustos 2012 Cuma

Peygamber Efendimiz'in çocukluğu ve bizim çocuklarımız


            Peygamber Efendimiz’in yüzü de çocukluğundan beri pırıl pırıldı. Üstü başı hep tertemizdi. Her yönüyle örnek bir çocuktu. Terbiyesine ve temizliğine herkes hayrandı. Son derece düzenli ve tertipliydi. Hayatı boyunca buna dikkat ederdi.

            Güzelliği de dillere destandı çocukluğundan beri. İri siyah gözlerini ve nurdan bir parçaymış gibi parlayan yüzünü gören herkes hayran kalırdı. Yalan nedir bilmezdi. Her zaman iyilik yapmayı severdi. Arkadaşlarının yardımına koşmaktan zevk alırdı. Yaşıtları,O’nunla konuşmak ve oynamak için âdeta yarışırlardı. Çok konuşmayı sevmezdi. Konuştuğunda hep güzel ve hayırlı şeyler söylerdi.

           Peygamber Efendimizin, çocuk yaşından itibaren kalbinin kötülüklere yanlışlara, özetle kötü ve çirkin olan her şeye açılan kapısı kapatılmış, sadece ahirete, iyilik ve güzelliklere bakan kapısı açık bırakılmıştı. Hayatı bunun şahididir, dostları ve inananları sevgi ve saygılarından hayatını en ince noktasına kadar araştırıp kaydetmişlerdir. Düşmanları da acaba bir açık nokta bulabilir miyiz diye hayatını didik didik incelemişlerdir. Sonuçta dostu da, düşmanı da hayatında tek bir kötülük yaptığına tek bir çirkin ya da yanlış söz söylediğine rastlamamışlardır. Yine bu nedenledir ki, peygamber olmadan önce de halk arasında “Muhammedül – Emin” di. Doğruluğundan şüphe edilmeyen güvenilir insan. Demek ki O sav. hatadan ve günah işlemekten arındırılmıştı. Buna da “ İsmet” deniliyor. Yani, tüm peygamberler gibi peygamber efendimiz de Allah tarafından yanlış yapmaktan hatta birçok insan için normal sayılabilen şeylerden bile korunuyordu.

           Henüz on yaşındaydı. Amcası Ebu Talib’in yanında kalıyordu. Öylesine gayretli ve çalışkandı ki asla boş durmayı sevmiyordu. Amcasının maddi durumu iyi değildi. Ona yardımcı olmak istiyordu. Ne yapabilir di o yaşında? Düşünür, taşınır ve sonunda amcasının keçi ve koyunlarını gütmeye karar verir. Böylece amcasının en azından bir çobana ücret ödemekten kurtarmış olacaktı.

          Bir gece arkadaşıyla Mekke’nin dışında amcasının davarlarını otlatmaktadır. Arkadaşına;
        - Benim koyunlarıma da bakarsan eğer, ben de şehre gidip diğer gençler gibi gece masalları toplantılarına katılırım, der.
          Arkadaşı ricasını kabul eder.
          Şehre yaklaşmışken bir takım sesler duyar. Defler çalınıyor, düdükler öttürülüyor ve ıslık sesleri duyuluyordur. Vardığı ilk evden sorar;
         -Nedir bu sesler?
         -Bir düğün şenliği, derler.
          Oturup izlemeye başlar. Çok geçmeden birden kulaklarının tıkandığını fark eder. Şenlik ve şamatadan hiçbir şey duyamaz olur.
          Bu olayı peygamberlik döneminde ashabına anlattıktan sonra da; “ O an Allah kulaklarımı tıkadı ve uyuyakaldım. Beni ancak güneşin sıcaklığı uyandırabildi” diyecektir.
           Anlaşılan Yüce Allah Sevgili Peygamberinin o yaşta bile hoş olmayan eğlencelere katılmasına izin vermiyordu.

           
  Peygamber Efendimizin mübarek kalbi, Allah tarafından tertemiz hale getirilmiş olmasına rağmen, günde yetmiş defa Allah’tan affını diliyor ve tövbe ediyordu. Günahların sel gibi üzerimize aktığı günümüzde, kalbimizi temiz tutmamız için bizim ne kadar tövbe ve af dilemeye ihtiyacımız olduğunu derin derin düşünmeli değil miyiz?                                                  

          Çocuklarımızın o körpe dimağlarının ve nazik kalplerinin de günahlarla kirlenmemesi için tir tir  titremeli değil miyiz?

          Çünkü onlar “ gözümüzün nuru” , “dünyamızın süsü” ve Allah’ın bize verdiği en değerli emanetleridir.

           Onları her türlü günah ve tehlikelerden korumanın yolu da, Peygamber Efendimizin hayatını onlara anlatmak ve o mübarek hayatı kendilerine rehber edinmelerini sağlamakla mümkün olabilir ancak.

           Unutmayın; Peygamber Efendimiz’in hayatını çocuklarımıza anlatmak, öğretmek ve sevdirmek onlar için her türlü manevi kirlerden koruyucu bir manevi kalkan vazifesi görecektir.

Hiç yorum yok: