19 Kasım 2012 Pazartesi

TELEVİZYON


Çağımızın en önemli iletişim araçlarından biri olan televizyon, bilinçli ve amaca uygun kullanıldığında hem yetişkinler hem de çocuklar için büyük fayda sağlayabilir. Ancak günümüzde televizyon programlarına baktığımızda farklı amaçlara hizmet eden yayınlar dikkati çekmektedir.

Gerek çocuk gerekse yetişkinler için hazırlanan bu programlar gerilimi ve kavgayı makul gibi gösterirken genç ve taze beyinlere bilerek ya da bilmeyerek büyük zararlar vermektedir. 2000 yılında Amerikan Pediatri Akademisi tarafından yayınlanan rapora göre “Televizyondaki şiddet sahneleri ile çocuklardaki agresif davranışlar arasında, akciğer kanseri ve pasif sigara içicileri arasında olduğundan daha yakın bir ilişki bulunmakta”dır. (Media Resource Team of American Association of Pediatrics, “Media Violence,” Archives of Pediatric Adolescent Medicine 108:5 (2001), pp. 17–23)

Televizyonun etkileri üzerinde yapılan araştırmalarda, özellikle çocuklar için hazırlanan programların diğer programlardan %10 daha fazla şiddet öğesi içerdiği saptanmıştır. Böylesine yoğun şiddet öğesine maruz kalan çocuklar bir süre sonra televizyondaki şiddetten etkilenerek saldırgan davranışlar sergilemeye başlamaktadır.

Televizyondaki şiddet görüntüleri nedeniyle çocuklar; diğer kişilerin acı çekmesine ve yaralanmasına daha az duyarlı olabilmekte, içinde yaşadıkları dünyadan korku duyabilmekte ve diğer kişilere agresif davranmaya ve zarar vermeye daha yatkın olabilmektedir. (The American Academy of Pediatrics- What Children See and Learn- Television’s Impact on Children)

Televizyonun olumsuz etkileri sadece şiddet içerikli yayınlarla sınırlı kalmamakta, çağdaşlık ve özgürlük adı altında her türlü ahlaki değer yok edilmeye çalışılmaktadır. Bu durum aile kurumunu yıkmakla birlikte toplumun da güçsüz ve karmaşık bir yapıya dönüşmesine neden olmaktadır. Bundan 20 yıl önce Türk aile yapısının, o dönemde ahlaki dejenerasyona uğramış Amerika ve Avrupa ülkelerine göre çok güçlü olduğunu, aile bireyleri arasında saygı ve sevgiye dayanan bir birlik olduğunu hatırlayım.

Bugüne döndüğümüzde ise televizyonlarda yayınlanan dizilerin hatta çizgi filmlerin genç ve taze beyinleri aynı dejenerasyona ittiğini görmekteyiz. Evlilik dışı ilişkilerin ve çocukların normal olduğu, özgür bir cinsel yaşamın telkin edildiği, anne- baba otoritesinin sarsıldığı hatta okullarda öğretmenlere dahi saygısızca üslupların kullanıldığı bir dönemde yaşıyoruz.

Televizyon yayınlarının milli ve ahlaki değerleri böylesine tahrip etmesi sonucunda güçlünün güçsüzü ezdiği, merhamet ve sevginin azaldığı, dini yaşamanın kınandığı, tüketici ve doyumsuz bir neslin yetiştiği bir toplum halini aldık.

Gazeteci yazar Can Dündar bu konuyu inceleyen bir yazısında şu yorumu yapmaktadır:

‘…Son 20 yılın televizyon yöneticileri bu tabloya bakıp “Biz ne yaptık?” diye dövünüyor mudur, yoksa eseriyle övünüyor mudur acaba? Evlerine sokmayacakları adamları star yaparken… kaliteli yapımlara inatla kapıyı kaparken “Yaydığımız şiddet ileride bizi de vurur, cehaleti övmek çocuklarımızın geleceğine mal olur, bunca saçmalığı izleyen bir toplum hepten aptal olur” diye düşünmüşler midir? Yoksa “Bizim işimiz sinekleri cama yapıştırmaktı; onlar da bu kadar hevesle yapışmasaydı” mı diyorlardır. Onlar ne derse desin; kesin olan bir şey var ki, onarımı kuşaklar sürecek bir tahribat yaşadık son 20 yılda... Müsebbiplerinden (sebep olanlardan) insaf beklemek saflık olur. Yapılacak şey, durumdan rahatsız olan yayıncıların, izleyicilerin örgütlenmesi ve yeni bir yayıncılık anlayışını zorlamasıdır. Son TV seyircisi de körleşmeden.’

Çözüm:

Ahlaki dejenerasyon ve şiddet ne kadar artarsa artsın çözümsüz bir durumda olmadığımızı unutmayalım. Öncelikle çocuklarımızı bu tür yayınlardan uzak tutmaya çalışalım. Bu mümkün olmuyorsa izlediği olumsuz telkinlerin yanlışlığını anlatalım. Dikkatlerini, genel kültürlerini ve kişiliklerini geliştirmeye yönelik alanlara yöneltelim. Her şeyden önemlisi imani olarak kendilerini geliştirmelerini, Allah sevgisini ve güzel ahlakı öğrenmelerini sağlayalım. Bunu yaparken kendi davranışlarımızla çocuklarımıza örnek olalım.

Bugün dünyada yaşanan tüm kargaşaların nedeni dinden uzak bir yaşamın yaygın olmasıdır. Gerçek anlamda Kuran ahlakının yeryüzüne hakim olmasıyla birlikte çok güzel ve huzur dolu bir yaşama kavuşulacaktır. Bunun için hem kendimiz hem de çocuklarımız Yüce Allah’ın öğüt almamız için indirdiği Kuran’ı Kerim’i anlayacağımız şekilde okuyalım. Okuyalım, öğüt alalım ve güzel ahlakımızı yansıtalım. Amacımız sadece bu dünyada mutlu ve huzurlu yaşayabilmek değil, Allah'ın lütfettiği nimetlere karşılık O'na iyi bir kul olmak ve O'nu razı etmek olsun inşaAllah.

İman edip güzel amellerde bulunanlar, namazı dosdoğru kılanlar ve zekatı verenler; şüphesiz onların ecirleri Rablerinin Katındadır. Onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır. (Bakara Suresi, 277)

Altuğ Öztürk

17 Kasım 2012 Cumartesi

Lanetin Zararı



Peygamberimizle yapılan yolculuklardan birisindeydi...Seyahate katılan Medine'li hanımlardan bir tanesinin devesi hızlı gitmiyordu.Kadının buna canı çok sıkılmıştı. Hızlı gitmeyen deveye lanet etti.Kadının lanetini duyan peygamberimiz, şöyle buyurdu:
 " Devenin üzerindeki eşyaları alınız ve deveyi salıveriniz. Çünkü o deve lanetlenmiştir."
  Peygamberin dediği hemen yapıldı.Bu olayın içinde olan İmran der ki:
 "O boz deve hâlâ gözümün önündedir. İnsanların arasında dolaşırdı da kimse ona ilişmezdi."
  Peygamberimiz lanet konusunda buyurmuşlardı:
"Bir kimse bir şeye lanet ettiğinde o söz gökyüzüne çıkar ve semanın kapıları kapanıverir.
Sonra yere iner bu defa yeryüzünün kapıları kapanıverir. O belalı söz bir yere gitmek için sağa sola bakınır.Gidecek yer bulamayınca lanet edilen kişiye yönelir.
Eğer o kimse gerçekten lanete layık ise onda kalır, değilse tekrar lanet edene döner."

İslam'da Kuaförlük


 

 Ümmül Ri'le , Medineli hanım sahabilerdendi. Ümmül Ri'le kuafördü.
  Hanımları süslüyordu. O, hanımları eşleri için süslüyordu. Yabancı erkekler için değil...
  Yine de yaptığı işin İslamdaki yerini merak ediyordu. Mesleğinin ne derece doğru olduğunu iyice öğrenmek istiyordu.
  Merakını gidermenin tek yolu vardı.Huzur-u Şerife çıkmak.
 Gitti onun huzuruna ve dedi ki:
 "Ey Allah'ın Resülü bildiğiniz gibi ben bu işi yapıyorum. Bırakıyım mı ?"
 Peygamberimiz cevap verdi:
 "Ey Ümmül Ri'le, sen bu işi devam ettir, bırakma."
 Siyahi bir kadınında Hz. Hatice'ye bugünkü anlamda Kuaförlük yaptığı bilinmekteydi.

3 Kasım 2012 Cumartesi

Peygamberimizin Eşlerine Hitabı


Peygamberimizin eşlerine karşı özel bir ilgi gösterirdi.Onlara özel kelimelerle hitap ederdi.
Onları sevdiğine dair sevgi sözcüklerini kullanmaktan kaçınmazdı.
Hz.Aişe'ye özel bir sevgi sözcüğü vardı.
" Gözbebeğim."
 Gözbebeğiydi eşleri onun.
Onları öyle severdi.
Tüm kem gözlerden saklardı.
O gözbebeklerini hiç kırmadı.
Hiç incitmedi.
Hiç üzmedi.
Hiç ağlatmadı.
Gözbebeği Aişe'ye derdi bazen:
"YA AİŞE KONUŞ, GÖNLÜMÜZ AÇILSIN".
Aişe'si konuşurdu.
Eşinin konuşmasını isteyen bir eşti.Eşinin konuşmasından gönlü ferahlayan bir eş.
Peygamberliğinin ağır yüküyle sıkıldığı zamanlarda Aişe'sinin elini tutardı.
"Ferahlat ya Aişe" derdi.

31 Ekim 2012 Çarşamba

Peygamberimiz ve hayvan sevgisi


               Çocuklarımıza çok erken yaşlardan itibaren yaratılan tüm canlılara karşı merhametli olmayı öğretmeliyiz.Küçük yaşta hayvanlara karşı sevgi ve şefkat duygularıyla yetişen çocuklar büyüyünce hayvan, çevre ve doğa sorunlarına karşı daha duyarlı olurlar. Bizde çocuklarımıza kuşlardan  ya da bir başka hayvandan söz ederken dikkatlerini onların Allah’ın birer sanatı olduğuna çevirmeliyiz. Böylece çocukta sanatı görüp sânâtkârı olan Cenab-ı Hakkı takdir etme duygusunu geliştirmiş oluruz. Yine Peygamberimizin hayvanlara karşı sevgi dolu yaklaşımını ve merhametini çocuklarımıza anlatarak O’nu bu yönüylede tanımalarını ve örnek olmalarını sağlamalıyız.
            (Bırakın Peygamber Efendimiz zamanında , 1964 yılına kadar dünyada hayvan hakları diye bir şey  var mı , yok mu bilinmiyordu ve kimseninde umurunda değildi.Diyeceksiniz ki insan hakları var mıydı ki ? Siz de haklısınız. Ve bilir misiniz ki , Unesco'nun Hayvan hakları  Bildirgesini ancak 1978'de yayınladığını.)
            Peygamber Efendimizin hayvanlara karşı sevgi ve merhametini anlatan örnekleri okuyup çocuklarımıza anlatmalıyız, böylece çocuklarımız üzerinde daha kalıcı olmasını sağlayabiliriz.

10 Eylül 2012 Pazartesi

10 yılda televizyonun 10 faydasını bulan var mı?



       Sayfalarca yazı yazılsa böyle güzel anlatamazdık herhalde; televizyonun zararlarını ve hiçbir işe yaramadığını, günaha sokmaktan ve boş vakit kaybetmekten başka. Evet; çocuklar soruyor "10 yılda televizyonun kazandırdığı 10 tane faydasını sayar mısınız?". Cevaplayabilen var mı ?

5 Eylül 2012 Çarşamba

Günümüz gençliğinin içler acısı hali


      Son zamanlarda bir lise mezuniyet balosunda bulundunuz mu hiç? Gitseniz, gördüğünüz ağır makyajlı, cesur dekolteli, yüksek topuklu, cep telefonlu kızların 16 – 17 yaşında olduğuna inanabilir miydiniz acaba?
      Levent’te bir estetik kliniğinde görevli bir uzmanla görüştüm. Dinlediklerime inanamadım 14 – 15 yaşında kızlar, ana babalarından habersiz gelip kaşlarını kaldırmak, fazla yağlarını aldırmak, selülit tedavisi yaptırmak istiyor”muş.Geçenlerde bir kız elinde Angelina Jolie’nin fotoğrafıyla gelmiş ve “Bununki gibi dudak istiyorum” demiş 18′lik bir kiz da göğüslerini büyütmesi için yalvarmış. “En büyük istekleri” neymiş biliyor musunuz? Zara’nın ya da Diesel’in 34 bedenine sığmak…
      Bunun için yarışıyorlarmış: “Çünkü televizyon da gördükleri mankenler 34 beden giyiyor. Onu giyebilmek için 44 kilo kalmaları lazım. Bunun için resmen aç geziyorlar. Gün boyu yedikleri, bir kase yoğurt, iki tas salata, sigara, kahve ve kola… 500 kaloriyle yaşamaya çalışıyorlar. O yüzden vücutlarında demir, sodyum eksikliği var. Yanlış beslendikleri için vücutları hızla deforme oluyor, müdahale için de bize geliyorlar.” Uzman, bunun son 3 yılda gözlenen bir “patlama” olduğunu söylüyor: “Ben de anneyim, 18′lik ‘lipolu’ (yağ aldırmış) kızları görünce dehşete kapılıyorum. Biriktirdiği 300 – 500 milyonla gelip ‘Dudağımızı şişir’ diyenleri ‘Bırakın dudağınızı da gidin kafanızı şişirin’ diye geri yolluyorum.”Genelde üst gelir grubundan hastaları bulunan bir jinekoloğun gözlemleri daha da çarpıcı: Genç nüfusta müthiş bir uyanma var” diyor. 17 – 18 yaşlarında lise öğrencilerinin kürtaj için başvurduğunu söylüyor ve bazı gözlemlerini aktarıyor: Batı’da ergenlik yaşı 16 – 17′den 11 – 12′ye geriledi. Amerika’da 10 yaşa kadar düştü. Genç kızlar annelerinden çok daha erken adet görüyor artık… Bunun, iklimden beslenmeye kadar pek çok nedeni olabilir ama en önemli nedenlerinden biri “psiko – seksüel uyarımın artması”… Yani, okulda, çevrede ve özellikle de medyada cinsel teşhirin yaygınlaşması…

Baştan çıkarıcı klipler, uyarıcı filmler, cinsellik yüklü diziler, çıplaklığa çağıran reklamlar, beyinde ergenliği erken uyandırıyor, cinselliğin keşfini hızlandırıyor. Özellikle varlıklı kesimden gençler, lise çağında, özentiyle büyük ve seksi görünme derdine düşüyor. Karşı cinsi de sadece bir seks nesnesi olarak görüyor. Anneleri mi? Onlar da kızlarının ponponlu çorapları ve lastik ayakkabılarıyla genç görünme çabasında…Küçükler büyük, büyükler küçük görünmek için yarışıyor adeta…
Kimseyi suçlamayalım; bu tablo bizim eserimiz: İyi bir kalça sahibi olmanın, iyi bir kafa sahibi olmaktan daha fazla prim yaptığı bir ülkeden ne bekliyordunuz ki? Kafasını çalıştıranların kafasını koparırken, kalçasını çalıştıranları baş tacı eden bir toplumda nasıl çocuklara “Göğsünü değil, kütüphaneni büyüt” öğüdü verebiliriz ki? Yasak çare değil… Beyin faaliyetine itibar kazandırmaya ve öncelikler konusunda topyekün bir hesaplaşmaya ihtiyacımız var.
CAN DÜNDAR

4 Eylül 2012 Salı

ÇOCUKLARIMIZA İZLETTİĞİMiZ MASUM ÇİZGi FİLMLER


Yine  çocuklarımıza izlettiğimiz masum çizgi filmler..göründüğü kadarda masum mu?
 Elbette değil. Daha çocukluktan beyinlerini yıkayıp yerleştiriyorlar. Bunlara örnek çizgi filmlerden bir kaçını göstereyim:
Resimler…



 
 
 
 
 
 
 
 Neden bu göz ve piramit veya piramit içinde göz her yerde var ki, amaçları ne bunların veya bunun ne yararı olabilir ki?
Tek çizgi filmlerde mi? O çok sevdiğimiz oyuncular;
 
ÜNLÜLER
 

hepsi aynı  şeye çalışıyor.
Bunlar eylemlerini kitle üzerinde uyguluyor. Kitleyi yönetmenin en iyi yolunun tv olduğu açık ve tartışılmaz bir gerçek.

SİHİRLİ DİZİLERİN ZARARLARI ve ÇOCUKLAR ÜZERİNDEKİ ETKİSİ


Sihirli Annem, Selana, Tatlı Cadı, Sabrina, Bez Bebek, Acemi Cadı, Kayıp Prenses, Cinlerle Periler, En İyi Arkadaşım, Kara İnci, Peri Masalı,  Prenses Perpinya, Ruhsar, Tılsım Adası gibi yapımlar çocukları eğlendirse de aslında çocukların zihinlerinde telafisi zor izler bırakıyor.
Çocuğunuz karşınıza geçip yaptığı ilginç el kol hareketleriyle kendisini farklı bir cisme veya başka bir kişiye benzetmeye çalışıyorsa, hatta koltukların üstünden uçmaya kalkışıyorsa sebebini uzaklarda aramayın.
         Televizyonlarda yayınlanan sihirli ve büyülü dizilere bakmanız yeter. Kanal D de "Sihirli Annem" ve "Ruhsar"da "Bücür Cadı ve Perili Ev", Show Tv de Hamdi Alkan’ın hem yazıp hem oynadığı "En İyi Arkadaşım" gibi diziler çocuklar sayesinde reyting yapsa da uzmanlar, son zamanlarda artış gösteren büyü ve sihir gibi fantastik motiflerle süslenmiş filmlerin sakıncasına dikkat çekiyor.
 
         Çocuğu saatlerce ekran karşısında kalan aileler ve uzmanlar, bu tür dizilerin çocukların yaşantısını olumsuz yönde etkilediğini düşünse de dizi yapımcıları farklı düşünüyor.
 
          Kanal D Dramalar Koordinatörü İnci Kırhan Gündoğdu, kendi kanallarında yayınlanan Sihirli Annemin çocukların psikolojisini bozduğuna inanmıyor. Aksine dizinin çocuğun hayal dünyasını geliştirdiğini düşünen Gündoğdu, gerçek sevginin sihir olduğunu söyleyerek projeye sahip çıkıyor. Çocuk hedef kitleye iş yapan yapımcı ve senaristlerin çok dikkatli olması gerektiğinin altını çizen İnci Kırhan Gündoğdu, "Çocuklar bizim geleceğimizdir." diyor. Starda ekrana gelen "Perili Ev" dizisinin senaryo yazarı Caner Güler, "Perili Ev"de sihirin fayda değil zarar getirdiğini işlediklerini söyleyerek, "Bizde sihir olumlu değil, olumsuzdan olumluya gönderme yapmak için kullanılıyor. Çocuğun yaptığı sihirler ailenin başına dertten başka bir şey getirmiyor. Çocuk, meselelerin, sihirle değil, ancak aklı ve kalbi ile üstesinden gelebileceğini anlıyor." diyor. Ekranlardaki sihirli dizilerin çoğalmasını dünyayı saran Harry Potter rüzgarının tetiklediğini düşünen Güler, problemlerin üstesinden sihirle değil; ancak sevgi, saygı ve aile içi dayanışma ile gelinebileceğini düşünüyor.
Aileler filtre görevi üstlenmeli...

         Büyü ve sihir içeren dizilerin çocukların ilgisini çekmesini belli sebeplere bağlayan Çocuk ve Ergen Psikiyatri Uzmanı Dr. Ahmet Çevikaslan, "Kötülerin hakkından gelen çocuk kahramanlar, isteklerini yaptırmak amacıyla büyüklere kafa tutan küçükler, oyunbazlık yapan çocuklar, çocuklardaki doğaüstü güçler bunlardan sadece bazıları. Ekranlardaki çocuk karakterler, gerçek hayattakilere göre daha başarılı, güçlü, zeki ve bazen de üstün güçlerle donatılmış durumda ve hep iyiler kazanıyor. Bu durum da çocuğun günlük yaşamdaki davranışlarını olumsuz yönde etkiliyor." diyor. Çevik aslana gelen hastalar arasında ailelerine cep telefonu aldırmak için kavga yapan çocuklar ve okullarda kendi aralarında cin, büyü, sihir sohbetlerinden etkilenen çocuklar başı çekiyor.

          Dr. Çevikaslan, sihir ve büyü içeren dizilerin yapımcılarına ve ailelere tavsiyede bulunarak, "Çocuk izleyicilerin duygusal ve zihinsel özellikleri hesaba katılmalı. Yapımcıların sorumluluğu yanında, anne babaların da evlerinde bu tür diziler için çocuklarına filtre görevi üstlenmeleri gerekir." diyor.
            Konu hakkında; ünlü Psikiyatrisi Prof. Dr. M. Kemal Sayar bu tür film ve dizilerin çocuklar üzerinde bıraktığı tahribatı özetleyen ve her anne babanın bir kez daha düşünmesini sağlayan cümlelerine kulak verelim. Sayar, "8 yaşından küçük çocukların kesinlikle ve kesinlikle bu tür film ve dizilerden uzak tutulmalıdır" diyor. Nedenini ise, "8 yaşından küçük çocuklar fantastik dünya ile normal hayatı ayırt edemezler. 8 yaşından sonra yavaş yavaş gerçek dünyalarını algılamaya başlıyorlar." ifadelerini kullanıyor. Konuşmasını ise, "8 yaşından sonra daha çok ergenlik çağlarında bu tür filmler seyredenler değişik arayışlara gidiyor. Ve kendine ait olmayan kimlikleri bürünüyorlar. Ayrıca kendilerini farklılaştırmak için Satanizm ağına düşebiliyorlar. Bu tür yapımlar Pagan kültürünü propagandasını yapıyor. Filmde geçenler izleyiciye evrensel doğrularmış gibi sunuluyor. İnancın temeli olan öteki dünya (ahiret) ile ilgili komik tasvirler yapılarak izleyicinin itikatları muhasara altına alınıyor." diyerek bitiriyor.

SİHİRLİ DİZİLERİN ZARARLARI ve ÇOCUKLAR ÜZERİNDEKİ ETKİSİ 2


             RUHSAL HASTALIKLARIN YAŞI DÜŞTÜ 

             Dr. Koparan, son dönemlerde ruhsal hastalıkların yaşının düştüğünü, eskiden 20-25'li yaşlarda başlayan bu tür hastalıkların çok erken yaşlardaki görülme sıklığının arttığını söyledi.
Ailelerin özellikle gelişme döneminde olan, soyut ve somut kavramları birbirinden ayırt edemeyen ya da genetik riski bulunan çocuklarına karşı son derce duyarlı davranmalarını isteyen çocuk ve ergen psikiyatrı Dr. Koparan, "aksi takdirde bu tür rahatsızlıkların geç kalındığında tedavisi güçleşiyor" dedi.


Sihirli Annem, Selana, Tatlı Cadı, Sabrina, Bez Bebek, Acemi Cadı, Kayıp Prenses, Cinlerle Periler, En İyi Arkadaşım, Kara İnci, Peri Masalı,  Prenses Perpinya, Ruhsar, Tılsım Adası gibi yapımlar çocukları eğlendirse de aslında çocukların zihinlerinde telafisi zor izler bırakıyor.

            SİHİRLİ DİZİLERİ İZLEYEN BİR ÇOCUĞUN PSİKOLOJİSİNİN ALTÜST OLMASI
           Osmaniye'nin Kadirli ilçesinde, televizyonda izlediği diziden etkilendiği belirtilen ve kendini sihirbaz sanan 11 yaşındaki çocuğa ruhsal tedavi başlatıldığı bildirildi.
           Kadirli'nin Şehit Orhan Gök Mahallesinde oturan Mustuk ve Filiz Üstünel çiftinin 11 yaşındaki çocukları Ferhat, getirildiği Adana Ekrem Tok Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesinde doktorları da şaşırttı.
           Gizli güçlerinin olduğunu düşünen, sürekli yerde yatmak isteyerek televizyon dizisindeki kahramanın sözlerini tekrarlayan, 2.5 aydan beri okula da gidemeyen Ferhat'ın annesi Filiz Üstünel, "Bırakın televizyonu açmayı üzerini de bir bez parçasıyla kapattık. Oğlum o kanalları bulur izler diye biz bile televizyon izlemez olduk, ancak hiçbir şey değişmedi" dedi.
           Baba Mustuk Üstünel ise oğluna Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı tarafından verilen raporda, "Nedeni bilinmeyen psikotik atak" teşhisi konulduğunu belirterek, "Oğlumu dışarı çıkaramıyorum. Eve misafir kabul edemiyoruz. Gelen ailelerin çocukları korkar oldu" diye konuştu.
           Küçük çocuğun tedavisini üstlenen Ekrem Tok Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi çocuk ve ergen psikiyatrı Cem Koparan ise AA muhabirine yaptığı açıklamada, hastanın sorununun tamamen dizi filmlerden kaynaklandığını söyleyemeyeceğini, ancak bazı filmlerin çocuğun ya da gencin sağlıklı ruhsal gelişimini olumsuz etkilediğini bildirdi.
           Dr. Koparan, ruh sağlığı yerinde olan bir çocuğun sadece dizi filmlerdeki kahramanlardan etkilenerek psikolojik sorun yaşadığını da söylemenin doğru olmayacağını belirterek, şöyle devam etti:
          "Ruhsal rahatsızlıklarda tıpkı biyolojik rahatsızlıklarda olduğu gibi genetik faktörler etkili oluyor. Bunun yanı sıra, yaşanan bir olayın neden olduğu travmadan, dizi filmlerdeki kahramanlardan etkilenmeden kaynaklı ruhsal sorunlar yaşanabiliyor. Çünkü, soyut kavramları algılayamayan çocuklar, dizide gördüklerini gerçek sanabiliyor ya da kendisinin de o dizideki kahraman gibi olabileceğini düşünüyor. Bu nedenle bu dizilerin izlenmesi engellenemese de en azından çocukların daha az izlemeleri sağlanmalı."

30 Ağustos 2012 Perşembe

ÇİZGİ FİLMLERDE BİLİNÇALTI MESAJLARI


ÇİZGİ FİLMLERDE İLÜİMİNATİ


ÇİZGİ FİLMLERDE MASONLUK


ÇOCUKLARIMIZIN İSİMLERİNİ KOYARKEN BİLE DİZİLERİN ETKİSİ ALTINDA KALABİLİYORUZ!


        Birçok aile çocuğuna isim koyarken bile dizilerin etkisiyle hareket ettiği, dizilerdeki karakterlerin isimlerinin giderek artan oranda çocuklara verilir olduğu görülmüştür.
 Bu konuda medyada yer alan bir haberde şu ilgi çekici bilgilere yer veriliyordu:
Nüfus ve vatandaşlık işleri Genel Müdürlüğü verilerine göre Türkiye Çapında 1988 ‘de 88 çocuğa konulan “ POLAT” ismi “Kurtlar Vadisi “dizisinin yayında olduğu 2004’te 1016 çocuğa verildi. 1988’de 3 çocuk “Havin” adı ile  nüfusa kaydedilirken “Haziran Gecesi” dizisiyle Popüler olan bu isim 2005’te 1491 çocuğa verildi. 1988’de 1206 çocuğa verlen “Baran” adı da aynı dizde Özcan Deniz’in canlandırdıpı karakterle birlikte 2005’te 4660 çocuğa konuldu. “Memati” 1999’da hiçbir çocuğa verilmezken 2005’te 16 çocuk bu isimle nüfusa kaydedildi. “ Sevilen karakterlerin” isimlerinde artış yaşanırken “ kötü karakterlerin” canlandıranların isimlerinde azalma oldu. 1988’de 2538 çocuğa veilen “ Sinan” ismi “Aliye” dizsinin gösterime girmesiyle 2006’da yalnızca 961 kişiye verildi.

TV = atom bombası

 
             TELEVİZYONUN TIPKI BİR ATOM BOMBASI CÜRMÜNÜN ÇOK ÇOK ÜSTÜNDE TAHRİBAT YAPABİLDİĞİNİ BİLMEK GEREKİR.

BATI KÜLTÜRÜNÜN MİSYONERİ:TELEVİZYON

    

   "Bağımlılık yapan eroin ve afyon gibi uyuşturuculara karşı sevdiklerimizi bilinçlendirerek korumaya çalıştığımız gibi sanal bağımlılık yapan ve insanı dünyevi ve uhrevi hedeflerine ulaşmaktan alıkoyan Tv ve internet aracılığıyla dağıtılan "sanal uyuşturuculara " karşıda onları bilinçlendirmeliyiz."
       Yüzlerce özel tv kanalı , " batı kültürünün misyonerleri" ve bu kültürün Truva atı olarak işlev gören televizyonun kötülük taşıyıcısı askerleri olarak "görev"e başlamıştır.
      ŞAYET BİR KİŞİ kendisini ve ailesini televizyonun hükümranlığına, sokağın sevk ve idaresine tabi kılmışsa o kişinin iman iddiası boş bir iddiadan ibarettir.
      Bir evde Allah'ın ayetlerine değilde televizyondaki dizilere kulak veriliyorsa, insanların göz nuru Allah'ın kitabına değilde televizyon dizilerinin seyrine harcanıyorsa o evin rabbi televizyon olmuştur artık.
      ÇOCUKLARIMIZI SOKAĞIN TELEVİZYONUN İNTERNETİN TAHRİBİYLE BAŞ BAŞA BIRAKIP ARDINDAN DA KALKIP ÇOCUĞUMUZUN ASİLİĞİNDEN ÇOCUĞUMUZA SÖZ DİNLETEMEMEKTEN ŞİKAYET ETMEYE HAKKIMIZ YOKTUR, OLAMAZ.
      UNUTMAMALIYIZ Kİ, ne ekersek onu biçeriz. Bahçemize sahip çıkmıyor, bahçemizi zararlı etkilere karşı korumuyorsak , ardındanda kalkıp ağaçlarımızın meyve vermemesinden, bahçemizi yabani otların istila etmesinden şikayet etme hakkımız olabilir mi?
     

Evlerimizde televizyon dizileri değil, Allah'ın ayetleri yankılanmalı! yoksa çocuklarımız televizyonun esiri olucak, ve bize yabancılaşacak'

        Öncelikle evlerimizdeki televizyon iktidarına zaman geçirmeden son vermemiz gerekmektedir. Evlerimizde televizyon dizileri değil, Allah'ın ayetleri yankılanmalı. Evlerimiz şeytani Batı kültürünün işgaline açık olmamalı. Televizyonun evlerimizde Truva Atı işlevi görmesine ve bizi yönetmesine ,esir almasına izin vermemeliyiz. Ya onu kontrol etmeyi öğrenmeliyiz, o bize değil biz ona hükmetmeliyiz ya da evlerimizden çıkarıp atmalıyız.
      TEDBİR ALMAZSAK gözlerimiz önünde çoluk çocuğumuzun televizyon tarafından nasıl esir alınıp mankurtlaştırıldığını,bize yabancılaştırıldığını seyretmek zorunda kalırız. Bu konuda üzerimize düşeni yapmazsak, kendi paramızla evimize soktuğumuz bu "sihirli kutu" nun ne tür olumsuzluklara yol açtığını bizzat yaşayıp görmek durumunda kalırız ki o zamanda geç kalmış oluruz.
      Hanelerimiz şeytan ve dostlarının değil, yüce Allah'ın sözünün geçtiği , O'nu iki cahan saadetine çağıran ayetlerinin hükümran olduğu birer İslam kalesi haline gelmelidir.

Televizyonsuz bir hayat için...

    
        Tv'nin insanı esir alan ve okumaktan-düşünmekten önemli ölçüde alıkoyup enformatik cehalete mahkum eden sihirli gücü karşısında insanlığı yeniden akletme ve okumanın aydınlığına çağırmamız gerekiyor.
              İnsanların seyircileştirilmesinin karşısında, okumayı, düşünmeyi, sorgulamayı, güçlü bir şekilde insanlığın gündemine taşımamız icap ediyor.
              İnsanlığı, televizyonun uyuşturan, tembelleştiren atmosferinden, Kitab'a, okumaya, akletmeye, üretmeye taşıma konusunda öncülük yapmamız temel bir sorumluluk olarak önümüzde duruyor.
             Televizyonsuz bir hayat düşünemeyen günümüz insanını bu büyük aldanıştan bu büyülenmişlik halıinden kurtarmamız gerekiyor.

26 Ağustos 2012 Pazar

Televizyon içten yıkıyor


Evlerimizdeki Truva Atı: TELEVİZYON
 Modern zaman putu: TELEVİZYON

Truva Atı; Toplumları içten yıkmayı ve onları sinsi yöntemlerle hâkimiyet kurmayı temsil eden bir efsanenin sembolüdür.
Bu eski efsaneye göre, antik çağda Yunanlılarla Troyalılar arasında meydana gelen bir savaşta Yunanlılar savaşı kazanamayıp Troya’ yı ele geçiremeyince hileye başvurmuşlardır. Büyük bir tahta at ( Truva Atı) yapan Yunanlılar, bir grup askerlerini bu tahta atın içine saklayıp troyalılara hediye ediyorlar görüntüsü verirler.  Oysa atın içindeki yunanlı savaşçılar, savaşdan çekiliyormuş görüntüsü veren ancak gece geri dönen yunanlı askerlere kentin kapılarını acarlar. Böylece yunanlılar kenti ele geçirip ve yağmalarlar. Savası bu vesileyle kazanmış olurlar. İşte Truva atı deyimi bu efsaneye dayanır.
         Günümüzde tv batı kültürünün sinsi bir aracı ve taşıyıcısı işleri gören bir Truva atı konumundadır. Tv izleyen bir kimse aynı zamanda kitap okuyamaz herhangi bir üretimde bulunamaz karşısına geçen bir kimse o andan itibaren bu büyülü Kutunun esiri olmuştur. Tv konuşur siz dinlersiniz. Tüm duyu organlarınızı algınızı ona teslim etmek durumundasınızdır. Program kalitesi ne olursa olsun birey tv karşısında daima pasif alıcı konumunda kalmakta bu durum onda uzun vadede zihin durgunluğu düşünce durağanlığı dikkat dağınıklığı, yalnızlık hissi karakter silikliği cesaret noksanlığı zaman israfı gibi pek çok olumsuz sonuçlar doğurmaktadır.
         Oysa radyo böyle değildir. Bir kimse aynı zaman da hem radyo dinleye bilir hem de kitap okuyabilir iş yapabilir araba kullanabilir.
         Birçok insanın kıblesi tv olmuş vaziyete. Tv evlerin en müstesna köşesini işgal ediyor. Evlerde yüzler genellikle tv ye yönelik. İnsanlar yönlerine tv çevirmiş. tvle yatıp tvle kalkıyorlar.
           Kalabalıklar kendilerine hidayet önderlei olan Peygamberleri değil Tv yıldızlarını model olarak seçiyor ne yazık ki.
         TV ne yazık ki kendisinden faydalanılan bir araç olmaktan çok çok öte kendisine tabi ve teslim olunan bir modern put durumundadır.

10 Ağustos 2012 Cuma

Osmanlı Devrinde Çocuğun Eğitimine Verilen Önem

             AMİN ALAYI...

           Osmanlı devrinde çocukların mektebe başlayacakları ilk devir,mektebe başlayacak çocuk başta olmak üzere ailesi ve bütün mahalle halkı için coşkulu merasimlerle başlardı.

           Halk arasında "Amin alayı"diye bilinen bu merasimler,hali vakti yerinde olan  aileler tarafından bir düğün kadar ciddiye alınarak icra edilirdi...Bu merasimlerin kandil günlerine gelmesine bilhassa dikkat edilirdi.

           Ziyafet için kumanyalar alınır,aşcılar tutulur,davetlilere haberler ulaştırılırdı.
           Çocuğa yeni elbiseler alınır,bu elbiselerle himmetlerinden istifade edilmesi için evliya  türbeleri ziyaret ettirilirdi.

            Çocuk fenerler ve askılar ile süslenmiş ata bindirildikten sonra merasim başlardı...
            Hoca kalfalar ve talebeler önlerinde ilahi okuyanlar ve aminciler olduğu halde ikişerli sıralarla mektepten hareket ederler,yol boyunca ilahiler okuyarak evin önüne gelirlerdi.

            Amin alayı sokağın başından gözükünce çocuk dualarla dış kapının önüne çıkartılır mahalle bekçisi tarafından ata bindirilirdi.

           Çocuk ata bindirildikten sonra amin alayı yürümeye başlardı.Evin çevresindeki sokakları,çarşıyı,meydanı dolaşarak en uzun yoldan yavaş yavaş,arada aminler için durarak ilerlerdi.

           Alay şehir içinde dolaştıktan sonra eve döner orada ilahiler okunur,dua edilir ve çocuğun ilk dersi başlar.ilk ders besmele okumak ve elif demekten ibarettir.                                      

Peygamberimiz ve Çocuklar



               Yahya Bin Muaz şöyle buyuruyor ve bizlere sesleniyor.

             “ Ey insanlar!
              Görüyorum ki, evleriniz Rum kayserine
              Lükse hayranlığınız Kisra’nın tutumuna
              Servet peşinde koşmanız Karun’un anlayışına
              Saltanatınız firavunun saltanatına
              Nefisleriniz Ebu cehilinin nefsine
              Gururunuz Ebrehe’nin gururuna
              Yaşayışınız sefillerinin yaşayışına benziyor

              Allah için söyleyin!
              Muhammedi olanlar nerede?...”

                         
                                  “PEYGAMBERİMİZİN ÇOCUK SEVGİSİ”

           O sevgi peygamberiydi…Seven peygamberdi…Seviyordu o…Rabbi onu sevdi..
Onun eğitimi rabbi tarafından yapılmış. Tüm insanlığa kusursuz bir model olarak yetiştirilmiş. Onun çocuklara davranışı rabbimizin istediği şekildedir.

           Rabbimiz çocukla muhatap olsaydı nasıl olurdu? İşte resul bunu gösteriyor.
         -“Peygamberimiz namaz kılıyordu”.secdede çok uzun kaldı. Sahabiler merak etmişti. Acaba ne olmuştu yoksa vahiymi gelmişti.
            Peygamberimiz namazı bitirdi. Şeddat gibi secdede niçin uzun kaldığını merak eden sahabelere meraklarını giderici açıklamayı yaptı:
           “Oğullarım sırtıma binmişti. Acele edip oyunlarını bozmak istemedim.”
Ne acıdır ki ümmetin çoğu erkeğe yakışmaz veya büyüğe yakışmaz diyerek çocuklarıyla oynamıyorlar.

          -“Çocuk cennet kokusudur buyurmuş peygamberimiz” .Torunlarına reyhanlarım diyordu bu yüzden, reyhan çok güzel koku veren görünümü iç açıcı ama bakımı ihtimam isteyen bir çiçektir. O çiçekleri büyütmekle vazifeli anne ve babalara çiçekler için tavsiyede bulunuyordu:"çocuklarınıza iyi davranın onları iyi terbiye edin."

           -Bizler nedense çocukları yanı başımızda ağlatarak namaz kılarız ya da çocukla en güzel anımızda onu bırakıp namaza gidiyorum deriz namaza onunla birlikte gitmeyiz. Hâlbuki peygamberimiz umame omzundayken namaza başlar secdeye gittiğinde çocuğu indirir, kalktığı zaman tekrar omzuna alırdı.

            -Eme Binti Halid küçük bir kızdı Habeşistan hicretinden yeni dönmüşlerdi. Babası onu alıp peygamberimizin yanına getirmişti .Peygamberimiz Eme’yi “sene sene" diyerek sevdi.sene habeşçede güzel anlamına geliyordu.Peygamberimiz çocuğu güzel güzel diye seviyordu. hemde onun anlayacağı dilden.              Peygamberimizin güzel güzel diye sevdiği çocukları her nedense nazar olmasın düşüncesi ile çirkin çirkin diye sevmeyi adet edinmişiz.

            -Peygamberimiz bir çocuğun elinden tutunca o bırakıncaya kadar elini çekmezdi.
             En büyük dikkatsizliklerimizden birisidir. Oyun anında işitmez, görmez, anlamaz sanırız onları.Hâlbuki çocukların alıcılarının en çok açık olduğu andır oyun anları. Yapmalarını istediğimiz şeyleri o anlarında söyleyebiliriz. Onların hemen kabullenmelerini ve farkına varmadan şartlanmalarını sağlar oyun anları,fakat bu çok önemli anları biz oyundadır duymaz diyerek çocukların duymaması gereken konuları onların belleklerine işleyerek geçiririz.Hz Aişe oyun oynarken vahi gelmiş ve vahyi ezberlemiştir.
            -Fatıma’nın bebeğinin doğduğu gün bebeğin sarıldığı kundağı, peygamberimiz beğenmemişti çünkü rengi sarıydı bebeğe beyaz giydirilmesini buyurdu çünkü sarı renk, kız çocukları için uygun bir renkti.
            -Peygamberimiz çocuğun ilklerine dikkat ederdi bu ilklerden biriside çocuğun midesine inen ilk gıdaydı. Enesin annesinden çocuk doğduğunda ağzına süt koymadan kendisine haber vermesini istedi peygamber efendimiz. Enes doğar doğmaz efendimizin yanına getirildi. Peygamberimizde bebeğin ağzının içini iyi cins bir hurma ile ovdu yani tahnik yaptı.

             Diğer önem verdiği ilklerden biriside çocukların ilk duyduklarıydı.
“kimin bir çocuğu olurda sağ kulağına ezan sol kulağına kamet okursa ona ümmi sübyan (bir tür çocuk hastalığı )zarar vermez" buyururdu peygamber efendimiz.
             Peygamberimiz elini yeni doğan bebeğin başına koyarak dua ederdi.
             Çocuğun doğumundan sonra ziyafet vermek bu duanın toplu yapılması için olduğundan sahabeler yeni doğan bebekler için ziyafet yemeği vermeyi önemserlerdi.
            -Peygamberimiz sayıların ve günlerin batıllığını bize bildirmekle beraber, çocuğun hayatında bazı günlerde ve yıllarda bir takım olayların başlatılmasını uygun bulur.
             Bunlardan ilki çocuğun dünyadaki yedinci günündedir. Kâinatın yaratılmasında da yedi sayısının çokluğu ve önemi dikkati çeker yedinci hayat gününde bebeğe yedi işlem yapılmasını tavsiye eder peygamber efendimiz.

    1.      Çocuğa isim verilip sünnet edilir.
    2.      Ondan eza bertaraf edilir( banyo yaptırılır.)
    3.      Kız ise kulağı delinir
    4.      akika kurbanı kesilir,
    5.      Saçı tıraş edilir.
    6.      Akika kurbanının kanı sürülür
    7.      Kesilen saçın ağırlığınca altın ve gümüş sadaka edilir.

           -Çocuğun önemli günlerinden bir diğer günde çocuğun eğitimin başladığı gündür. Bu yaş dört yaşını 4 ay 4 gün gecedir.

            -Peygamberimiz kendisine bir çocuğun doğum haberi ulaştırıldığında bizim sorduklarımıza benzemeyen bir soru sorarmış: Yaratılışı tam mı? Tam cevabını alınca da onu eksiksiz gönderen rabbine şükrederdi .                                                          

            -Çocuğa ilk kelam olarak öğretilmesini istediği şey Allah’ın kelamı Nahl süresindendi o sürenin 78.ayeti meali “ O Allah’a ait olsun ki o ne bir çocuk edinmiştir. Nede mülkünde bir ortağa sahiptir.”

             -Peygamberimiz belki de ilk defa bir çocuğa kızıyordu ve bu çocuğa eğer kısastan korkmasaydım şu misvakla canını yakardım dedi. Peygamberimiz çocuğa misvakla bile vurmayı kısası netice verecek bir durum olarak görüyordu. Peygamberimiz küçük çocukları dövmeyi yasaklamıştı. On veya on üç yaşından önce çocuk ne yaparsa yapsın dövülemezdi.

            -"Toprak çocukların ilkbaharıdır"derdi peygamber efendimiz, toprak insandaki negatif enerjiyi çeker toprakla oyun çocukların rahatlamasını sağlar.
-Hz Hasan ve Hüseyin peygamberimizden kendilerine bir deve almalarını istediler. Peygamberimiz o anda çocuklara deve alacak durumda değildi. Torunlarını üzmeden deveyi unutturacak bir çözüm yolu buldu. Küçük torunlarının önüne çökerek onlara seslendi " haydi binin bundan daha iyi devemi olur". Çocuklar büyük bir sevinçle dedelerinin sırtlarına bindiler ve deveyi unutmuşlardı. Çocukların istekleri karşısında söylenen hep aynıdır. Paramız yok ileride alırız,bu çocuklara parayı önemsetir ve fakirlik psikolojisine sokar.

            -"çocuğu olan onunla çocuklaşsın"derdi peygamber efendimiz.             Peygamberimizin göbeği üzerine akıtan torununu almak isteyen Ebu Leyla bin Abdurrahman’a Peygamber efendimiz şöyle buyurmuş: "oğlumu bırakın işemesini tamamlayıncaya kadar onu korkutmayın."

             -Hz Enes on yıla yakın peygamberimizin yanında kaldı. Peygamber efendimiz bu süre içinde kendisine bir defa bile kızmadı.
“Allah öpücüğe varıncaya kadar her hususta çocuklar arasında adaletli davranmanızı sever. "                                                                                                 
               Peygamber efendimiz çocuklarla karşılaştığında büyükler gibi selam verirdi.Onlarla sır paylaşırdı.

             -çocuğun ağlaması ilk iki ayda Allah’dan başka ilah olmadığına şehadettir. Dördüncü ayın sonuna kadar Allah’a tevekkül sekizinci ayın sonuna kadar anne ve babası için istiğfardır. Ağlayan çocuklar olduğunda annelerin çocuklarla ilgilenmelerini sağlamak için peygamberimizin namazını kısa kestiğini bilmekteyiz.
“çocuklarınızı çok öpün zira her öpücük için size cennette bir derece verilir ki, iki derece arasında beş yüz yıllık mesafe mevcuttur. Melekler öpücüklerinizi sayarlar ve sizin için yazarlar.”

              -peygamberimize göre çocuklar büyükleri rahatsız etmez, büyükler çocukları rahatsız eder.

              -hasta çocuk ziyaretinde bizler çocuklarla ilgilenmekten çok anne ve babayı avutmakla meşgul oluruz oysa peygamberimiz çocukla meşgul oluyordu.

            -“bir anne ile çocuğunu birbirinden ayıranları yüce Allah kıyamet gününde bütün sevdiklerinden ayırır.”

            -“güneş batıp gece karanlığı yahut gecenin bir kısmı hâsıl olduğu zaman çocuklarınızı dışarı çıkmaktan men edin. Çünkü şeytanlar o sırada dağılır, faaliyete geçerler. Yatsıdan bir saat geçince de dışarıdaki çocuklarınızı meskeninize koyunuz.”
-Peygamberimiz bir gün üvey çocuğu olan Ömer’le yemek yerken çocuğa hitaben şöyle buyurdu:" Yavrucuğum besmele çek sağ elinle ye hep önünden ye.” peygamberimiz böylece bir üvey baba modelininin de nasıl olacağını belirtiyor. Üvey çocuğa yavrucuğum diye hitap ediyor ve aynı sofrayı baylaşıyordu.

            -“sizin Allah yanında en hayırlınız ailesine en iyi davrananınızdır.”

            -“Bir anne ağlayan çocuğu susuncaya kadar sabrederse Allah ‘da ona cennette doyuncaya kadar ikramda bulunacak.”

            -“kadın erken herhangi bir mü’min kız çocukları yüzünden bir suretle sıkıntı çekerlerse bunu hayır bilsinler çünkü kız çocukları onlar için  cehennem ateşinden koruyan birer perde olurlar.”

              -peygamberimiz oturuyordu baş ve orta parmaklarını birleştirdi ve buyurdu ki " ben ve yanakları kararmış kadın kıyamet günü işte böyle yanyana beraberiz" arkadaşları merak etti. Yanakları karamış kadın kim olabilrdi? Sordular şöyle tanımladı: “o kadın ki, makamı ve mevkii bulunan kocasından dul kalmıştır. Maddi imkânı olmamakla birlikte nesep ve güzelliği yerindedir. Bütün bunlara rağmen yetimler büyüyünceye kadar evlenmez veya ölünceye kadar kendini onlara hasreder.”

             -“çocuklarınıza ikramda bulunun ve onları en güzel şekilde terbiye edin.”
  kaynak  kitap 
               "PEYGAMBERİMİZ ÇOCUKLARA NASIL DAVRANIRDI "                                          
yazar "NURİYE ÇELEĞEN "            Nesil yayınları

Çocuğumuz Kimlerle Büyüyor?


          Çocuğumuz büyürken gözden kaçırdığımız bir konuda kimlerle büyüdüğü.

          Televizyon ile tanıştığından itibaren;futbolcuları,sanatçıları,dizi kahramanlarını biliyorda önemli şahsiyetlerden hangisini tanıyor?

          Kişiliğinin oluşmasında kimlerin katkısı oluyor?

          Peygamberimizi tanımayan,O'nun hayatı ile büyümeyen bir çocuk merhameti,sevgiyi, saygıyı,güzel ahlakı kimden öğrenicek?(şiddet içeren çizgi filmlerden mi?)

          Adaleti Hz Ömer'den öğrenmeyen bir çocuk mahkemelerdemi adaleti öğrenecek?

          Üstün haya sahibi(meleklerin bile kendisinden haya ettiği)Hz Osman'ı tanımayan bir çocuk haya duygusu ile nasıl tanışacak?

           Yaşı küçükken bile cesareti herkesi şaşırtacak kadar büyük olan Hz Ali'yi tanımayan bir çocuk hayatta nasıl başarılı olucak?
   
            Futbolcu ismi sorsak birçok futbolcu ismi bilicek belki ama kaçtane bilim adamının ismini biliyor çocuğumuz?

            Fatih sultan Mehmet'i,Mehmet Akif ERSOY'U nekadar tanıyor ve tanıtıyoruz?

            Çocuğumuzun hayatta başarılı olması ve hep ilerlemesini istiyorsak;önemli şahsiyetleri tanıtmalı,onları örnek almalarını sağlamalıyız.İstemediğimiz kişileri örnek almadan önce...