19 Kasım 2012 Pazartesi

TELEVİZYON


Çağımızın en önemli iletişim araçlarından biri olan televizyon, bilinçli ve amaca uygun kullanıldığında hem yetişkinler hem de çocuklar için büyük fayda sağlayabilir. Ancak günümüzde televizyon programlarına baktığımızda farklı amaçlara hizmet eden yayınlar dikkati çekmektedir.

Gerek çocuk gerekse yetişkinler için hazırlanan bu programlar gerilimi ve kavgayı makul gibi gösterirken genç ve taze beyinlere bilerek ya da bilmeyerek büyük zararlar vermektedir. 2000 yılında Amerikan Pediatri Akademisi tarafından yayınlanan rapora göre “Televizyondaki şiddet sahneleri ile çocuklardaki agresif davranışlar arasında, akciğer kanseri ve pasif sigara içicileri arasında olduğundan daha yakın bir ilişki bulunmakta”dır. (Media Resource Team of American Association of Pediatrics, “Media Violence,” Archives of Pediatric Adolescent Medicine 108:5 (2001), pp. 17–23)

Televizyonun etkileri üzerinde yapılan araştırmalarda, özellikle çocuklar için hazırlanan programların diğer programlardan %10 daha fazla şiddet öğesi içerdiği saptanmıştır. Böylesine yoğun şiddet öğesine maruz kalan çocuklar bir süre sonra televizyondaki şiddetten etkilenerek saldırgan davranışlar sergilemeye başlamaktadır.

Televizyondaki şiddet görüntüleri nedeniyle çocuklar; diğer kişilerin acı çekmesine ve yaralanmasına daha az duyarlı olabilmekte, içinde yaşadıkları dünyadan korku duyabilmekte ve diğer kişilere agresif davranmaya ve zarar vermeye daha yatkın olabilmektedir. (The American Academy of Pediatrics- What Children See and Learn- Television’s Impact on Children)

Televizyonun olumsuz etkileri sadece şiddet içerikli yayınlarla sınırlı kalmamakta, çağdaşlık ve özgürlük adı altında her türlü ahlaki değer yok edilmeye çalışılmaktadır. Bu durum aile kurumunu yıkmakla birlikte toplumun da güçsüz ve karmaşık bir yapıya dönüşmesine neden olmaktadır. Bundan 20 yıl önce Türk aile yapısının, o dönemde ahlaki dejenerasyona uğramış Amerika ve Avrupa ülkelerine göre çok güçlü olduğunu, aile bireyleri arasında saygı ve sevgiye dayanan bir birlik olduğunu hatırlayım.

Bugüne döndüğümüzde ise televizyonlarda yayınlanan dizilerin hatta çizgi filmlerin genç ve taze beyinleri aynı dejenerasyona ittiğini görmekteyiz. Evlilik dışı ilişkilerin ve çocukların normal olduğu, özgür bir cinsel yaşamın telkin edildiği, anne- baba otoritesinin sarsıldığı hatta okullarda öğretmenlere dahi saygısızca üslupların kullanıldığı bir dönemde yaşıyoruz.

Televizyon yayınlarının milli ve ahlaki değerleri böylesine tahrip etmesi sonucunda güçlünün güçsüzü ezdiği, merhamet ve sevginin azaldığı, dini yaşamanın kınandığı, tüketici ve doyumsuz bir neslin yetiştiği bir toplum halini aldık.

Gazeteci yazar Can Dündar bu konuyu inceleyen bir yazısında şu yorumu yapmaktadır:

‘…Son 20 yılın televizyon yöneticileri bu tabloya bakıp “Biz ne yaptık?” diye dövünüyor mudur, yoksa eseriyle övünüyor mudur acaba? Evlerine sokmayacakları adamları star yaparken… kaliteli yapımlara inatla kapıyı kaparken “Yaydığımız şiddet ileride bizi de vurur, cehaleti övmek çocuklarımızın geleceğine mal olur, bunca saçmalığı izleyen bir toplum hepten aptal olur” diye düşünmüşler midir? Yoksa “Bizim işimiz sinekleri cama yapıştırmaktı; onlar da bu kadar hevesle yapışmasaydı” mı diyorlardır. Onlar ne derse desin; kesin olan bir şey var ki, onarımı kuşaklar sürecek bir tahribat yaşadık son 20 yılda... Müsebbiplerinden (sebep olanlardan) insaf beklemek saflık olur. Yapılacak şey, durumdan rahatsız olan yayıncıların, izleyicilerin örgütlenmesi ve yeni bir yayıncılık anlayışını zorlamasıdır. Son TV seyircisi de körleşmeden.’

Çözüm:

Ahlaki dejenerasyon ve şiddet ne kadar artarsa artsın çözümsüz bir durumda olmadığımızı unutmayalım. Öncelikle çocuklarımızı bu tür yayınlardan uzak tutmaya çalışalım. Bu mümkün olmuyorsa izlediği olumsuz telkinlerin yanlışlığını anlatalım. Dikkatlerini, genel kültürlerini ve kişiliklerini geliştirmeye yönelik alanlara yöneltelim. Her şeyden önemlisi imani olarak kendilerini geliştirmelerini, Allah sevgisini ve güzel ahlakı öğrenmelerini sağlayalım. Bunu yaparken kendi davranışlarımızla çocuklarımıza örnek olalım.

Bugün dünyada yaşanan tüm kargaşaların nedeni dinden uzak bir yaşamın yaygın olmasıdır. Gerçek anlamda Kuran ahlakının yeryüzüne hakim olmasıyla birlikte çok güzel ve huzur dolu bir yaşama kavuşulacaktır. Bunun için hem kendimiz hem de çocuklarımız Yüce Allah’ın öğüt almamız için indirdiği Kuran’ı Kerim’i anlayacağımız şekilde okuyalım. Okuyalım, öğüt alalım ve güzel ahlakımızı yansıtalım. Amacımız sadece bu dünyada mutlu ve huzurlu yaşayabilmek değil, Allah'ın lütfettiği nimetlere karşılık O'na iyi bir kul olmak ve O'nu razı etmek olsun inşaAllah.

İman edip güzel amellerde bulunanlar, namazı dosdoğru kılanlar ve zekatı verenler; şüphesiz onların ecirleri Rablerinin Katındadır. Onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır. (Bakara Suresi, 277)

Altuğ Öztürk

17 Kasım 2012 Cumartesi

Lanetin Zararı



Peygamberimizle yapılan yolculuklardan birisindeydi...Seyahate katılan Medine'li hanımlardan bir tanesinin devesi hızlı gitmiyordu.Kadının buna canı çok sıkılmıştı. Hızlı gitmeyen deveye lanet etti.Kadının lanetini duyan peygamberimiz, şöyle buyurdu:
 " Devenin üzerindeki eşyaları alınız ve deveyi salıveriniz. Çünkü o deve lanetlenmiştir."
  Peygamberin dediği hemen yapıldı.Bu olayın içinde olan İmran der ki:
 "O boz deve hâlâ gözümün önündedir. İnsanların arasında dolaşırdı da kimse ona ilişmezdi."
  Peygamberimiz lanet konusunda buyurmuşlardı:
"Bir kimse bir şeye lanet ettiğinde o söz gökyüzüne çıkar ve semanın kapıları kapanıverir.
Sonra yere iner bu defa yeryüzünün kapıları kapanıverir. O belalı söz bir yere gitmek için sağa sola bakınır.Gidecek yer bulamayınca lanet edilen kişiye yönelir.
Eğer o kimse gerçekten lanete layık ise onda kalır, değilse tekrar lanet edene döner."

İslam'da Kuaförlük


 

 Ümmül Ri'le , Medineli hanım sahabilerdendi. Ümmül Ri'le kuafördü.
  Hanımları süslüyordu. O, hanımları eşleri için süslüyordu. Yabancı erkekler için değil...
  Yine de yaptığı işin İslamdaki yerini merak ediyordu. Mesleğinin ne derece doğru olduğunu iyice öğrenmek istiyordu.
  Merakını gidermenin tek yolu vardı.Huzur-u Şerife çıkmak.
 Gitti onun huzuruna ve dedi ki:
 "Ey Allah'ın Resülü bildiğiniz gibi ben bu işi yapıyorum. Bırakıyım mı ?"
 Peygamberimiz cevap verdi:
 "Ey Ümmül Ri'le, sen bu işi devam ettir, bırakma."
 Siyahi bir kadınında Hz. Hatice'ye bugünkü anlamda Kuaförlük yaptığı bilinmekteydi.

3 Kasım 2012 Cumartesi

Peygamberimizin Eşlerine Hitabı


Peygamberimizin eşlerine karşı özel bir ilgi gösterirdi.Onlara özel kelimelerle hitap ederdi.
Onları sevdiğine dair sevgi sözcüklerini kullanmaktan kaçınmazdı.
Hz.Aişe'ye özel bir sevgi sözcüğü vardı.
" Gözbebeğim."
 Gözbebeğiydi eşleri onun.
Onları öyle severdi.
Tüm kem gözlerden saklardı.
O gözbebeklerini hiç kırmadı.
Hiç incitmedi.
Hiç üzmedi.
Hiç ağlatmadı.
Gözbebeği Aişe'ye derdi bazen:
"YA AİŞE KONUŞ, GÖNLÜMÜZ AÇILSIN".
Aişe'si konuşurdu.
Eşinin konuşmasını isteyen bir eşti.Eşinin konuşmasından gönlü ferahlayan bir eş.
Peygamberliğinin ağır yüküyle sıkıldığı zamanlarda Aişe'sinin elini tutardı.
"Ferahlat ya Aişe" derdi.

31 Ekim 2012 Çarşamba

Peygamberimiz ve hayvan sevgisi


               Çocuklarımıza çok erken yaşlardan itibaren yaratılan tüm canlılara karşı merhametli olmayı öğretmeliyiz.Küçük yaşta hayvanlara karşı sevgi ve şefkat duygularıyla yetişen çocuklar büyüyünce hayvan, çevre ve doğa sorunlarına karşı daha duyarlı olurlar. Bizde çocuklarımıza kuşlardan  ya da bir başka hayvandan söz ederken dikkatlerini onların Allah’ın birer sanatı olduğuna çevirmeliyiz. Böylece çocukta sanatı görüp sânâtkârı olan Cenab-ı Hakkı takdir etme duygusunu geliştirmiş oluruz. Yine Peygamberimizin hayvanlara karşı sevgi dolu yaklaşımını ve merhametini çocuklarımıza anlatarak O’nu bu yönüylede tanımalarını ve örnek olmalarını sağlamalıyız.
            (Bırakın Peygamber Efendimiz zamanında , 1964 yılına kadar dünyada hayvan hakları diye bir şey  var mı , yok mu bilinmiyordu ve kimseninde umurunda değildi.Diyeceksiniz ki insan hakları var mıydı ki ? Siz de haklısınız. Ve bilir misiniz ki , Unesco'nun Hayvan hakları  Bildirgesini ancak 1978'de yayınladığını.)
            Peygamber Efendimizin hayvanlara karşı sevgi ve merhametini anlatan örnekleri okuyup çocuklarımıza anlatmalıyız, böylece çocuklarımız üzerinde daha kalıcı olmasını sağlayabiliriz.

10 Eylül 2012 Pazartesi

10 yılda televizyonun 10 faydasını bulan var mı?



       Sayfalarca yazı yazılsa böyle güzel anlatamazdık herhalde; televizyonun zararlarını ve hiçbir işe yaramadığını, günaha sokmaktan ve boş vakit kaybetmekten başka. Evet; çocuklar soruyor "10 yılda televizyonun kazandırdığı 10 tane faydasını sayar mısınız?". Cevaplayabilen var mı ?

5 Eylül 2012 Çarşamba

Günümüz gençliğinin içler acısı hali


      Son zamanlarda bir lise mezuniyet balosunda bulundunuz mu hiç? Gitseniz, gördüğünüz ağır makyajlı, cesur dekolteli, yüksek topuklu, cep telefonlu kızların 16 – 17 yaşında olduğuna inanabilir miydiniz acaba?
      Levent’te bir estetik kliniğinde görevli bir uzmanla görüştüm. Dinlediklerime inanamadım 14 – 15 yaşında kızlar, ana babalarından habersiz gelip kaşlarını kaldırmak, fazla yağlarını aldırmak, selülit tedavisi yaptırmak istiyor”muş.Geçenlerde bir kız elinde Angelina Jolie’nin fotoğrafıyla gelmiş ve “Bununki gibi dudak istiyorum” demiş 18′lik bir kiz da göğüslerini büyütmesi için yalvarmış. “En büyük istekleri” neymiş biliyor musunuz? Zara’nın ya da Diesel’in 34 bedenine sığmak…
      Bunun için yarışıyorlarmış: “Çünkü televizyon da gördükleri mankenler 34 beden giyiyor. Onu giyebilmek için 44 kilo kalmaları lazım. Bunun için resmen aç geziyorlar. Gün boyu yedikleri, bir kase yoğurt, iki tas salata, sigara, kahve ve kola… 500 kaloriyle yaşamaya çalışıyorlar. O yüzden vücutlarında demir, sodyum eksikliği var. Yanlış beslendikleri için vücutları hızla deforme oluyor, müdahale için de bize geliyorlar.” Uzman, bunun son 3 yılda gözlenen bir “patlama” olduğunu söylüyor: “Ben de anneyim, 18′lik ‘lipolu’ (yağ aldırmış) kızları görünce dehşete kapılıyorum. Biriktirdiği 300 – 500 milyonla gelip ‘Dudağımızı şişir’ diyenleri ‘Bırakın dudağınızı da gidin kafanızı şişirin’ diye geri yolluyorum.”Genelde üst gelir grubundan hastaları bulunan bir jinekoloğun gözlemleri daha da çarpıcı: Genç nüfusta müthiş bir uyanma var” diyor. 17 – 18 yaşlarında lise öğrencilerinin kürtaj için başvurduğunu söylüyor ve bazı gözlemlerini aktarıyor: Batı’da ergenlik yaşı 16 – 17′den 11 – 12′ye geriledi. Amerika’da 10 yaşa kadar düştü. Genç kızlar annelerinden çok daha erken adet görüyor artık… Bunun, iklimden beslenmeye kadar pek çok nedeni olabilir ama en önemli nedenlerinden biri “psiko – seksüel uyarımın artması”… Yani, okulda, çevrede ve özellikle de medyada cinsel teşhirin yaygınlaşması…

Baştan çıkarıcı klipler, uyarıcı filmler, cinsellik yüklü diziler, çıplaklığa çağıran reklamlar, beyinde ergenliği erken uyandırıyor, cinselliğin keşfini hızlandırıyor. Özellikle varlıklı kesimden gençler, lise çağında, özentiyle büyük ve seksi görünme derdine düşüyor. Karşı cinsi de sadece bir seks nesnesi olarak görüyor. Anneleri mi? Onlar da kızlarının ponponlu çorapları ve lastik ayakkabılarıyla genç görünme çabasında…Küçükler büyük, büyükler küçük görünmek için yarışıyor adeta…
Kimseyi suçlamayalım; bu tablo bizim eserimiz: İyi bir kalça sahibi olmanın, iyi bir kafa sahibi olmaktan daha fazla prim yaptığı bir ülkeden ne bekliyordunuz ki? Kafasını çalıştıranların kafasını koparırken, kalçasını çalıştıranları baş tacı eden bir toplumda nasıl çocuklara “Göğsünü değil, kütüphaneni büyüt” öğüdü verebiliriz ki? Yasak çare değil… Beyin faaliyetine itibar kazandırmaya ve öncelikler konusunda topyekün bir hesaplaşmaya ihtiyacımız var.
CAN DÜNDAR